merhaba

sanata, bilime, dayanışmaya, emekten yana siyasete ve sevdaya dair paylaşımlarla bilginin ve deneyimlerin örgütlenmesi çabasıdır "insanın" yolculuğu...

3 Nisan 2013 Çarşamba

akil insanlar (mı)

kamu güvenliği müsteşarlığı bünyesinde görevlendirilen akil insanlar için başbakan yardımcısı bülent arınç;
 "…Orada Türkiye'nin geldiği noktayı, çözüm sürecini, başını, ortasını, sonunu ve kendilerinden rica ettiğimiz, beklediğimiz katkıları zannediyorum Sayın Başbakanımız bu değerli insanlara sunmuş olacak. Ondan sonra da mümkünse bir aylık bir çalışmayla Türkiye'nin tüm bölgelerinde çözüm sürecini tanıtıcı ve halkımızın bu süreç konusunda bilgilendirilmesini, aydınlatılmasını amaçlayan bir çalışmayı yapacaklar. Bunun Türkiye için çok faydalı ve yararlı olacağını düşünüyorum ve şimdiden o arkadaşlarımıza başarılar diliyorum…"
diyor. benzer cümleleri geçtiğimiz günlerde kanal D'de konuşan tayyip erdoğan'da etmişti.

şu an kafama takılan iki şey var;

1) bu akil insanlar nasıl olur da kamu güvenliği müsteşarlığı'na bağlı, bir alt organ gibi çalışmayı kabul ettiler. kürt sorunu gibi önemli bir konuda görev yapacaklarını sanan bu insanlar -kamu güvenliği müsteşarlığı'na bağlı olarak- görev almakla devletin (daha doğrusu iktidarın) memuru durumuna düşmüyorlar mı? ayrıca on yıllardır kürt sorununu güvenlik sorununa indirgeyen devlet bakışı akil insanların kamu güvenliği müsteşarlığı bünyesinde görevlendirilmesiyle bir kez daha yinelenmiş olmuyor mu?

2) akp'nin ilk yıllarında başta türban ve seçilmiş iktidarların meşruiyeti vb. konularda akp'nin elini güçlendiren, herkes için demokrasi, insan hakları, özgürlük, eşitlik söylemleriyle dinci medya kanalları da dahil birçok kanalda konuşturulan, gazete yazması sağlanan gazeteci, akademisyen, yazar ve çizerler bugün neredeler? birçok (ünlü) gazeteci, yazar, akademisyen neden tv.lerden, gazetelerden kovuldu? korkarım bugünkü akil insanları da aynı son bekliyor.

bir tutarsızlık da; 1 ay boyunca tayyip erdoğan'ın çizdiği çözüm süreci politikalarını halka anlatacaklar. deyim yerindeyse iktidarın propagandistleri gibi dolaşacaklar. yani başbakan ve yardımcılarının açıklamalarına bakarsak, akil insanlar daha en baştan bağımsızlıklarını teslim edecekler. bunu kabul etmeleri ak-il tutulması olarak açıklanabilir...

bdp başta olmak üzere diğer partilerin karşı çıktığı, görüş ve önerilerinin alınmadığı da dikkate alındığında; bunlar nasıl bir akil insanlar grubudur ki, "biz türkiye'nin en önemli sorununu çözmek için üzerimize düşeni yaparız. fakat diğer siyasi parti ve örgütlerin de dikkate alınması, bu grupta temsil edilmeleri gerekir" diyemiyorlar, demiyorlar...?

izleyip göreceğiz...

2 Nisan 2013 Salı

mektup (aşan bilir)



parmakizi

I
Düşlerinde 
Bir
İz olsun diye
Gözlerini okşadım

II
Parmakizlerimi
Bırakıyorum
                        sana
bir de
düşle karışık anıları

                31.7.1996
               salim çalık

1 Nisan 2013 Pazartesi

MEKTUP 3





            özlemin kötü huylu bir ur gibi oturdu yüreğime.  şimdi ellerinin değdiği yerleri seviyorum. saatleri sayıyorum geleceğini bilmenin ve beklemenin telaşıyla.  saatin akrebi beklemekle geçen zamanları zehirliyor senin geleceğin ana kadar.  şimdi severek baktığın, konuştuğun, sularını bardakla sunduğun çiçeklere bakıyorum heyecanla.  hepsinde senden bir iz bulacağımı umarak dolaşıyorum tek tek.  selamlıyorum senin gibi. ve senin gibi suluyorum mutlu olacağını bilerek...

            şimdi geriye sarıp anılarımı seninle karşılaşmamızı, bahçelerde gizli gizli buluşmalarımızı canlandırıyorum. çocuktuk...çocuk yalınlığımızla çıktığımız yolda büyüttük birbirimizi ve kızımızı. kızımız da bizi.  ve öğrendiklerimize kendimizden kattıklarımızla öğretmeye başladık sevdayı...yaşamı.
 
            çok özlemler yaşadık.  ve zerresi yıllara bedel birliktelikler.
özlemin kötü huylu bir ur gibi oturdu yüreğime.  şimdi gözlerini düşünerek bakıyorum yollara. senin beni beklediğin gibi bekliyorum seni.  “gözleri yatırıp uzaklara” susuz bir toprak gibi bekliyorum seni...senin gözlerinle bakıyorum gelinlik bir kız gibi çiçeklenmiş doğaya.  tüm beyazları toplayarak ağartıyorum yokluğunun karasını.  sarı ve kırmızılarla  “seni seviyorum”  yazıyorum evimiz karşısındaki dağlara.  ve bu mevsimde söylenebilecek en güzel şiirlerden birini söylüyorum senin için, senin geleceğin yollara. 
            “dağlarına bahar gelmiş memleketimin”

            seni her düşünüşümde birbirimize öğrettiklerimizi gözden geçiriyorum. herkesin gözü önünde ve yaşımızın üzerinde bir bilgelikle yaşamımızdan damıttığımız yıllarımızı düşünüyorum. rastlantıyla bulduğum elbiseme yapışmış bir tel saçını aylarca sakladığım Menemen günlerimi.  aramızdaki yüzlerce kilometreyi santime indirgeyen mektuplarımızı, telefonlarımızı ve düşlerimizi düşündüm. beklenilmeyeni gerçekleştirmemizin gönenciyle bağırdım. “nelere nelere baskın gelmez ki seni düşünmenin tadı !”

            çıkıp geleceksin. biliyorum.  ve geleceğini bilmenin coşkusuyla gülüşlerinden yapraklar yapıyorum yolunun üzerindeki çıplak ağaçlara.  kıyıda köşede kalmış acılarla savaşmak için sana ilk kez “seni seviyorum” dediğim günü kuşanıyorum.  ve heyecandan patlamaya hazır yüreğimi sürüyorum en kötü olasılıkların orta yerine.  biliyorum.  çıkıp geleceksin...doğanın verdiği yaratıcılıkla avuçlarında daha da büyüttüğün sevdayla...sevdamızla...
            özlemin kötü huylu bir ur gibi oturdu yüreğime.

                        DESTAN  2

bir şelale gibi döküp saçlarını omuzlarına
çağıran sağanaklarınla ıslatırsın beni
coşkun dalgaların kıyılarımda
arzuyla bakan gözlerin yangınlara salar beni
çağırta çağırta kendini

24.01.1998    Menemen
salim çalık




 

30 Mart 2013 Cumartesi

arıcılık kursu, kestane fidanı dikme kampanyası


https://plus.google.com/photos/108518469492470099989/albums/5860874465498398449/organize

kandilli dayanışma evi'nin katkısıyla kdz ereğli halk eğitim müdürlüğü'nün düzenlediği arıcılık kursunu bitirenlerin sertifika töreninden görüntüler...

kandilli (kdz ereğli) zonguldak








arıcılık kursuna katılanlar başta olmak üzere kandilli beldesi'nde yaşayanların gönüllülüğü temelinde düzenlenen kestane fidanı dikme kampanyası kapsamında 1000 adet kestane fidanı dağıtıldı...
çevre sorunlarının hızla arttığı ve küresel ısınmanın giderek görünür duruma geldiği günümüzde; dikilen kestane fidanları beldenin yeşil alanının geliştirilmesi açısından olduğu kadar arı yetiştiricileri açısından da oldukça önemli. kestane balı en az anzer balı kadar değerli... dikilen bu fidanlar kandilli'de üretilen balın kalitesini artıracak.


bugün değeri geniş kitlelerce anlaşılamayan kestane, ürün olarak da önemli ekonomik değere sahip... kilosunun yerinde 5 tl.ye, kebap olarak 100 gramının 6-10 tl.ye satıldığı düşünülürse; bu fidanların yarısının bile tutması (yetişmesi) durumunda bile beldeye önemli bir katkısı olacaktır.

29 Mart 2013 Cuma

Ebruli Düşler Bahçesi: Şehrin Gözyaşları

Ebruli Düşler Bahçesi: Şehrin Gözyaşları:   1 /..   şehir yastadır, uslanmaz tankerler katran boşaltır doklar ölüm kusar limanlara bir bir çalınır rengi kirlenir ...


“…
is kokar tulumları
salına salına mavi
aka aka su
ese ese rüzgar
eski bir resim gibi peydahlanırlar
dudaklarında bir söylence
ellerinde pankartlar 
…”

Gerze Korkmuyor

 NEDEN EFES PİLSEN?

Bugün Türkiye’de yapım ya da proje aşamasında 50 yeni kömürlü termik santral planı var. Bugün atılacak adımlar, önümüzdeki yarım yüzyılın kaderini belirleyecek. Eğer ki planlanan 51 santral yapılırsa, önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin karbon emisyonları %50 oranında artacak. Sinop, inşa edilecek 4 yeni kömür santrali ile ülkemiz üzerinde yapılan bu plandan en zararlı çıkacak şehirlerden biri. Gerze halkı yıllardır Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan’ın kurmayı planladığı kömürlü termik santral ile mücadele ediyor.

EFES VE GERZE

Anadolu Grubu’nun bugün geldiği noktada Efes Pilsen’in çok önemli bir rolü var. Gerze’de kurulması planlanan termik santrale yapılacak yatırımın %25′ini Anadolu Grubu kendi öz sermayesinden aktaracak.
Tuncay Özilhan bir yandan Efes Pilsen’i güneş enerjisi ile aklamaya çalışırken diğer yandan hem iklimi değiştirecek, hem de havayı, suyu ve toprağı geri dönüşsüz biçimde kirletecek kömürlü termik santrali yeşil Gerze’ye kurmaya çalışıyor.

Anadolu Efes’in yayınladığı Sürdürülebilirlik Raporu güneş enerjisini ön plana çıkararak temiz ve yeşil bir tablo sunuyor. Bira fabrikalarında güneş enerjisi kullanarak elektrik ve buhar üretimi konusunda fizibilite çalışmaları yaptıklarını, önümüzdeki dönemlerde güneş enerjisi kullanarak yenilenebilir enerji kullanım oranının artırılmasını hedeflediklerini söylüyorlar. Anadolu Efes, bu raporda faaliyetlerinin iklim değişikliğine etkisini takip etmenin gerekliliğine inandığını da ifade ediyor. Bu nedenle yakıt ve elektrik tüketiminde verimliliğine, üretim teknolojilerini iyileştirmeye ve daha az CO2 salınımına neden olan teknoloji seçimine odaklanmak gerekliliğine dikkat çekiliyor.

Peki Özilhan’ın, vitrinde holding çatısı altındaki Efes Pilsen gibi şirketlerde karbon indirim hedefleri koyarken, arka kapıdan son derece kirli bir enerji üretim biçimi için Gerze köylülerinin haklı direnişine karşı şiddet uygulanmasına, gaz bombalarıyla zehirlenmelerine göz yumması büyük bir çelişki değil mi?
Anadolu Grubu’nun Türkiye’de yapacağı ilk enerji yatırımı Gerze’de. Biz, Anadolu Grubu’nun da yapacağı enerji yatırımlarında tercihini temiz enerjilerden yana kullanmasını istiyoruz. Bu ulaşılabilir ve uygulanabilir bir hedef. Özilhan, Enerji Devrimi’ne giden yolda önemli bir adım atabilir.

Hedefimiz Özilhan’ın Efes sevenlerin sosyal duyarlılığını görerek Gerze’de yapacağı bu kirli yatırımdan vazgeçmesi. Ne Gerze, ne de Efes kömüre bulanmasın.

  Gerze Korkmuyor

'Gezegen Elden Gidiyor: Buna Razı Gelemeyiz' - Buğday Ekolojik Yaşam Kapısı

'Gezegen Elden Gidiyor: Buna Razı Gelemeyiz' - Buğday Ekolojik Yaşam Kapısı


MANİFESTO
GEZEGEN ELDEN GİDİYOR: BUNA RAZI GELEMEYİZ

İklim değişiyor.
Her yerde ve elbette Türkiye’de de: Batı’da ve Doğu’da kavurucu orman yangınları, Karadeniz’de ve Akdeniz’de âni seller, Güneydoğu’da sinsi kuraklık, tüm ülkede azalan yeraltı suları... Bunların hiçbiri birer rastlantı ya da “münferit vaka” değil. İklim değişiyor ve bu, ekmeğimizden suyumuza hayatımızın her yönünü, her ânını  derinlemesine etkiliyor.

Doğanın amansızca yağmalanması yüzünden Mezopotamya’da, Avrupa’da, Orta Amerika’da birçok kadim uygarlık yeryüzünden silinip süpürüldü. Eğer şimdi harekete geçmez, doğaya bakışımızı değiştirmezsek, bizim de çocuklarımıza bırakacağımız bir uygarlık olmayacak. Onlara kazanmaları neredeyse imkânsız bir var olma mücadelesi, mutlak bir çaresizlik bırakacağız.  Evrensel ahlâk ilkelerini ayaklar altına almış, kısa vadeli çıkarlarımızı hayatlarının önüne geçirmiş olacağız.

İklim değişiyor; çözümlerimiz ve vaktimiz varken harekete geçmemeyi vicdan kabul etmez. Bizler, sıradan insanlar olarak, doğaya bakış açımızı ve önü alınmaz bencilliğimizi değiştirme zamanının geldiğini düşünüyoruz. Artık doğayla barışma zamanının geldiğini! Bu değişimi gerçekleştirebilecek gücün, hepimizin yüreğinde olduğunu biliyoruz.

Ve şunu da biliyoruz: Şimdi başaramazsak, her şey bitecek. Oyun bitecek. Barış, sonsuz bir hayal olarak kalacak. Karşımızda, yeni ve farklı bir “düşman” var çünkü – Hayatta yaptığımız başka her şeyi anlamsız kılmaya yetecek büyüklükte bir belâ.

İklim değişiyor ve sosyal adaletsizliği kat be kat artırıp derinleştiriyor. Toprağın sağlığı ve suyun saflığı, yeryüzü toplumlarının ayakta kalıp kalamayacağını gösterecek olan son ölçüler artık... Gezegen sürekli uyarıyor. Ama gözler kör, kulaklar sağır kalmaya devam ederse, kibir denen şeyin ne büyük bir felaket olduğunu yakında hepimiz öğreneceğiz...

İşte onun için, vicdanı olan tüm yurttaşlarımızı, elde hâlâ çözüm imkânı varken, gezegeni kurtarma seferberliğinde kendi payına düşeni yapmaya, bu büyük sorumluluğu paylaşmaya çağırıyoruz.
İklim daha fazla değişmeden biz değişelim, çözümün parçası olalım.

21 Mart 2013 Perşembe

hüzün


BİLİNÇ











 ölüm izlenimi
dram gibi gelse de
yüreğine açılan oyuklarla
kahraman olabilirsin
ölüme yakın durduğun son ana
sınıf bilincini taşıdığında

salim çalık
Gülmekle Ağlamak Arasa- sf.39


17 Mart 2013 Pazar

madencininsesi: ŞAŞIRACAK NE VAR

madencininsesi: ŞAŞIRACAK NE VAR:            Özelleştirmenin ilk tartışılmaya başlandığı yıllardan günümüze kadar emeği, üretim kültürünün önemini, devletin ekonomideki y...